ANKEBUT VE FITRAT ANALİZİ- 1.BÖLÜM
Hamd; marifet ve tevhid nuruyla ariflerin kalplerini aydınlatan, iman ve tecrit hakikatleriyle mütefekkirlerin akıllarını ziynetlendiren Allah’a mahsustur. O Allah ki; kalbi zikir mahalli, ruhu muhabbet makamı, aklı ise hikmet madeni kılmıştır. Varlığı mahlukata "burhan", kelamı kalplere "şifa", zatı ise her türlü idrakin fevkindedir.
Salât ve selâm; kalbi vahyin ve sekînetin tecelli merkezi olan, insanlığı "esfel-i sâfilîn" karanlığından "ahsen-i takvîm" aydınlığına çıkaran rehberimiz, Efendimiz Hazret-i Muhammed’in (sav) üzerine olsun. Yine selâm; O’nun temiz ehl-i beytine, kalpleri sadakatle mühürlenmiş ashabına ve hakikat yolunun tüm yolcularına olsun.
İnsan, kâinatın en nazenin meyvesi olmakla birlikte, aynı zamanda en büyük çelişkilerin de merkezidir. Bir yanda ilahi bir sanat eseri olarak “Ahsen-i Takvîm” (en güzel kıvam) mertebesine namzet, diğer yanda kendi kibrinin ve hevasının ağında boğulup “Esfel-i Sâfilîn” (aşağıların aşağısı) çukuruna düşmeye adaydır.
Elinizdeki bu çalışma, insanın bu iki uç arasındaki seyahatini Kur’ânî bir perspektif ve Mâtürîdî bir akılla analiz etmektedir. Bu tefekkür yolculuğunun temel durakları şunlardır:
- Ankebut Suresi ve Dişi Örümcek Mucizesi: Kur’an’ın bin yıl ötesinden haber verdiği biyolojik bir mucizenin (ağı örenin dişi olması), nasıl sarsıcı bir "burhansızlık" metaforuna dönüştüğünü inceliyoruz.
- Burhan ve Heva Çatışması: İmam Mâtürîdî’nin rehberliğinde; dosdoğru dinin kesin delillere (burhan) dayandığını, hevanın (arzuların) ise örümcek ağı kadar dayanıksız bir sığınak olduğunu ortaya koyuyoruz.
Bu çalışma; laboratuvarda "burhan" arayıp, kalbinde "örümcek ağı" örülmüş modern insanın trajedisine bir ayna tutmaktadır. Amacımız; fıtratın sesini duymak, aklı vahyin nuruyla teyit etmek ve örümcek ağından daha dayanıksız olan sahte ilahlardan kurtulup, sarsılmaz olan Hakikat Kalesi'ne sığınmaktır.
Unutulmamalıdır ki; evlerin en dayanıksızı örümceğin yuvasıdır, ancak sığınakların en sağlamı ise her zerresi burhanla örülmüş olan Tahkiki İman’dır.
ANKEBUT SURESİNDEKİ HARİKA ANALİZ
Fıtrat bizim dosdoğru dine yönelmemizi sağladığına göre, bu yönelişin temel dinamiklerinin neler olduğu sorusunun cevabını Kur’an bağlamında aramamız gerekecektir. Mâtürîdî, dosdoğru dinin, kesin deliller ve burhanlarla teyit edilmiş olan din olduğuna dikkat çeker. Hevalarına tabi olan kâfirlerin takip ettikleri yol ise böyle değildir. (Te’vîlâtü’l-Kur’an. (2005). Mecdi Bâsellûm (Tahkik). Beyrut, VIII/272.)
Kur’an, kâfirlerin bu delilsiz ve burhansız yolunu örümcek evi metaforunu kullanarak şöyle nitelendirir: “Allah’tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine yuva yapan dişi örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler.” (el-Ankebut- 29/41).
Bu tür ayetler, fıtratın kesin delillerle ve burhanlarla kanıtlanmış olan dosdoğru yola yönelmekte, zayıf ve temelsiz olan her şeyden ise uzaklaşmakta olduğuna işaret etmektedir.
Ankebut Suresi 41. ayetteki o ince ve hayret verici detaya odaklanalım.
Allah’tan başka varlıkların korumasına sığınanların durumu, örümceğin durumuna benzer: Örümcek, (ağını) kendine bir yuva edinir, ama yuvaların en çürüğü de örümceğin yuvasıdır. Keşke bilselerdi! (Ankebut-41)
Putperestlerin dinlerinin anlamsızlığını, çürüklüğünü; onların tanrı diye inanıp bağlandıkları, sığınıp güvendikleri nesnelerin yararsızlığını anlatan âyet, daha genel olarak Allah’ı bırakıp O’ndan başkasını tanrı tanıyan veya böyle açıkça olmasa bile, tutum ve davranışlarıyla bir fâniye –olağan ve mâkul saygı sınırlarının ötesine geçerek– tanrı gibi bağlanan ve sadece Allah’tan bekleyebileceği yardım ve desteği ondan bekleyen insanın, içine düştüğü büyük yanılgıyı etkileyici bir benzetmeyle anlatmaktadır.
- âyet, bu tür yanlış inanç ve davranışta olanlara bir uyarıdır. Bir önceki âyette Allah’tan başkasını dayanak edinenlerin ne kadar zayıf bir sığınağa güvendikleri belirtilmişti. Bu âyetin sonunda ise Allah’ın özellikle azîz (sınırsız derecede güçlü) ve hakîm (kusursuz hüküm ve hikmet sahibi) isimlerine vurgu yapılmakla şu gerçeğe işaret edilmiştir: Allah, düzmece tanrıları, fâni varlıkları kendisinin yerine koyarak onlara dayanıp güvenenleri, üstün gücüyle hikmetinin gerektirdiği şekilde cezalandıracaktır. Nitekim önceki âyetlerde kıssalarına değinilen kavimler bu cezayı tatmışlardır (bk. Taberî, XX, 151). Buna karşılık yalnız Allah’ı sığınak ve koruyucu (velî) bilenler, O’na inanıp bağlananlar, başka hiçbir şeyle mukayese edilemeyecek derecede güvenilir ve yararlı bir sığınak seçmişlerdir. Onlar bu seçimi yapmakla, kendilerine eksiksiz güveni, nihaî huzur ve mutluluğu bahşedecek olan bir velînin, sonsuz derecede güç ve hikmet sahibi bir koruyucunun himayesini hak etmişlerdir.
Örümcek ağının, kendisi bakımından sağlam ve yeterli bir yuva olduğu bilinmekte ise de âyette örümcek ağının, hâricî tesirlere karşı zayıf olduğu göz önüne alınmıştır. (D.İ.B. Tefsir) (D.İ.B tefsiri ile Maturidi tefsiri aynı ifadeler ile birbirini teyit etmektedir.)
Kur'an'ın bindörtyüz küsur yıl önceden "dişi örümcek" (el-Ankebût - dişilik takısı olan 't' ile) ifadesini kullanması, sadece edebi bir metafor değil, biyolojik bir mucize ve sosyolojik bir ders içerir. Bu örneği şu üç farklı boyutta değerlendirebiliriz:
Ahmet TÜRKAN- HABERNAME
Devam edecek