ERDEMLİ DEVLET MANİFESTOSU- 4

(Nahl- 90. Ayet Tefsiri ve Farabi'nin El-Medînetü'l-Fazıla İdeali Üzerine

Sivil Bir İnşa Modeli)

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM (Bu bölüm İkinci Kaynağımıza Ayrılmıştır)

Tefsir- 2 (Ebu Mansur el Maturidi-Te’viatü’l- Kur’an- s.195-198)

Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı emreder. Allah adaleti emreder mealindeki beyan hakkında Hasan-ı Basri şöyle demiştir; “İnsanlar arasında”.

Yani aranızda adaletle ve ihsanla hüküm etmeyi emreder ki o da kendisine itaatle mükellef kıldığı emirdir. Yahut kendilerine ya da insanlara güzel davranmayı emretmek olur. Adaletle emretmenin, kulun kendisi ile Allah arasında, ihsanı emretmenin de kendisi ile diğer insanlar arasında olması mümkündür. Yani kul Rabb’inekarşı adaletle muamelede bulunur, çünkü adalet bir şeyi layık olduğu yere koymaktır. Kişi kendisi ile Rabb’i arasındaki ihsan derecesinin sınırını aşmaya güç yetiremez. Allah insanlara, onların Allah’a yaptıklarından daha fazla ihsanda bulunmaya güç yetirir, dolayısıyla yaratıklara ihsanda bulunmuş olur, fakat kimse Allaha ihsanda bulunmuş olamaz. Akrabaya karşı cömert olmak. Yani akrabaya farz olan zekât dışında sadaka vermek.

Hayasızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. Bunlar kötülüklerdir, yani Allah bütün kötülükleri yasakladı. Ebu Bekir el-Esam Muhakkak ki Allah adaleti emreder mealindeki beyan hakkında şöyle demiştir; Yani Allah’ın, onlar üzerlerindeki hakkı sebebiyle adaleti ve ihsanı emreder demiştir. Bunlar da Allah’a ibadet ve birbirlerine şefkatin vasıtası kılınan itaatlardır.

Akrabaya karşı cömert olmak akrabayı ve yakınları ziyaret etmektir. Hayasızlığı, kötülüğü ve zorbalığı da yasaklar. İbn Abbas, Mukatil, Katade ve diğerleri şöyle demişlerdir; Allah adaleti emreder, tevhidi emreder demektir, ihsanı emreder mealindeki söz farzları yerine getirmeyi emreder demektir. Bu görüş ibn Abbas ve Katade’nin görüşüdür. Mukatil ihsan sözünün, kulların kendi aralarındaki muameleler olduğunu, bazılarının bazılarına güzel davranışları manasına geldiğini, akrabaya karşı cömert olmak mealindeki sözün de akrabayı ziyarette bulunmak, hayasızlığı yasaklar mealindeki söz zinayı yasaklar, kötülüğün şirk olduğunu, zorbalığın da insanlara yapılan zulümler olduğunu söylemiştir.

Bazıları da şöyle demiştir; Münker şeriatlarda ve adetlerde tanınmayan davranıştır. Münkerin, Allah’ın ateşle tehdit ettiği yasaklanmış fiiller olduğu da söylenmiştir. Denildi ki; zorbalık da öldürmek ve zulüm yapmaktır. Bununla beraber, adaletin iç yüzünün ne olduğunun bilinmesi gerekir. En doğrusunu Allah bilir ya, adalet her şeyi layık olduğu yere koymaktır. Buna göre, her şey, tevhit ve diğerleri adaletin çerçevesine girer. Rablık ve ilahlık Allah’a tahsis edilir, Allah’tan başkası bu konuda ona ortak koşulmaz, bu nitelikler başkasına çevrilmez, başkasına nispet edilmez. Belki Rablık ve ilahlık Allah’a, kulluk da kullara nispet edilir, kulluk Allah’a nispet edilmez, Rablık ve ilahlık da kullara nispet edilmez. İşte bu adalettir, her şeyi layık olduğu yere koymaktır; Rablığı yerine, kulluğu da yerine koymaktır. En doğrusunu Allah bilir ya, adaletin manası budur.

İhsana gelince, o, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) buyurduğu gibi, Cebrail (a.s.) ona imanın ne olduğu sorusunu sorunca, ihsanı ve İslam’ı da sormuş ve “İhsan nedir?” demiştir. Buna karşılık Hz. Peygamber: “Görüyormuş gibi Allah’a ibadet etmendir, sen onu görmesen de Allah seni görüyor” buyurmuştur. Bir kimse başkası için, kendisini görecek şekilde bir iş yaparsa ebedi olarak o işte o kişinin rızasını ister, o işi ona tahsis eder ve o işte rızasının olmasını ister. İhsanın üç şekilde yorumlanmaya ihtimali vardır.

Birincisi: Az önce belirtildiği gibi, Allah’ı görür gibi onun için iş yapmaktır. Bu da kulun kendisi ile Allah arasındaki işlere dairdir.

İkincisi: Kul ile halk arasındaki işlerdedir. O da izin verilen işlerde kendisi için sevdiği şeyleri halk için de sevmektir. Yahut mutlak anlamda şöyle deriz: Kendisi için sevdiğini, halk için de sever. Eğer bu açıklamaya, düşmanlarla aramızda cereyan eden savaşlar ve öldürmeler sebebiyle itiraz edilirse ve denilirse ki, savaşta kendimize yapılmasını istemediğimizi onlar için isteriz. Buna şöyle cevap verilir: Bu savaşlarda ve öldürmelerde, kafir olan düşmanı helakten ve ebedi azaptan kurtarma talebi vardır. Bu bizim kendimiz için de sevdiğimiz bir akıbettir. Bir kimsenin bizi tehlikeden kurtarmaya çalışmasını severiz. Görmez misin ki yüce Allah: “Biz seni bütün alemlere sadece rahmet olarak gönderdik buyurmuştur. Görünüşü itibariyle savaşta rahmet yoktur, fakat gerçekte rahmet vardır, çünkü savaş onları İslam’a sevk eder, zira öldürme ve savaş başlamadan önce ancak az kimseler Müslüman olmuştur, fakat onlara karşı savaş başlatılınca, grup grup İslam’a girmişlerdir. Dolayısıyla savaş, her ne kadar görünüşte baştaki gözün bakışı ile rahmet olmasa da gerçekte rahmet olmuştur.

Üçüncüsü: Halkın başına gelen şu bela ve musibetler de böyledir. Bunlar gerçekte birer nimet ve rahmettirler. Bu sebeple, sabredince bunun sonunda sevap ve nimet var olduğu için, bazı insanlar onları nimet olarak isimlendirmişlerdir. Bunu Allah’tan hak ve adalet olarak görmüştür, sıkıntı ve sevinç halini de Allah’tan görmüştür. Kul, akıbetinde hayır, menfaat bulunduğu için bunları nimet bilirse, dönüp dolaştığı bütün sıkıntı ve şiddet hallerinde kalbi rahat eder. İşte bu açıdan şöyle denilmesi caiz olur: Bunlar nimet ve rahmettir, fakat görüntü itibariyle değildir. Çünkü bir kimsenin başına bela iner de ona sabrederse bunda dört haslet olur:

Birincisi kazandığı kötülüklerin örtülmesidir.

İkincisi: Kulluğu ve başkasının kendisi üzerindeki mülkiyeti bilmektir.

Üçüncüsü: Musibetleri izleyen sevap ve daimî nimettir.

Dördüncüsü: Nimeti şiddetten ayırmaktır. Çünkü şiddet sebebiyle nimetin kadri daha iyi bilinir. Kulun, kendisine ihsanda bulunmasına gelince; helakine sebep olacak şeylerden onu korumasıdır.

Hayasızlığı yasaklar. “Fahşa” (O büyük ve çirkin olan fiildir.

Münker ise tanınmayan ve garip olan bir davranıştır. İbrahim’in (a.s.): “Siz tanımadık kimselersiniz” demiş ve tanımadığı için meleklere tanınmayan (münker) adını vermiştir. Münker, hayır ve salah sahibi iyi bir kul olmakla tanınan kimselerin yaptıkları hatalardır, bu işin onlardan çıkması beklenmez ve garip karşılanır. Çünkü bu iyi kullar bu nevi işlerle tanınmamışlardır, bu sebeple onların yaptıkları bu tür hatalar münker diye isimlenir.

Fahşa, çirkin işler, fesat sahibi ve kötü insanların yaptıkları işler olup bu işler onlarda çok büyük ve çirkin olur.

“Bağy” zulüm demektir. Münker, fahşa ve bağy, bunların hepsinin aynı anlamda olması da ihtimal dahilindedir. Fahşamünkerdir, fahşa bağydir, münker fahşa ve bağydir. En doğrusunu Allah bilir.

Size öğüt veriyor. Bu beyan hakkında bazıları şöyle demiştir: Anılanların hepsinden sizi sakındırıyor ki aklınızı başınıza alasınız ve onlardan uzak durasınız. Bazıları da şöyle demiştir: Öğüt katı kalpleri yumuşatan ve Allah’a itaate çeviren sözlerdir. Biz bunu daha önce belirtmiştik. (Ebu Mansur el Maturidi-Te’viatü’l- Kur’an- s.195-198)

Devam edecek

Ahmet TÜRKAN- HABERNAME